Annem, "Tülay rahatsızlık geçirmiş, akşam yoklamaya gideceğiz, Murat seni de bekliyor,
anlatacakları varmış" dedi. Annem, babam ve ben kısa bir hasta ziyareti yapacaktık.

Babam: "eli boş gidilmez ki" diyerek ceplerini karıştırmaya başladı. İki kilo muz on milyon
lira ediyormuş. Annemin üç milyonluk katkısıyla muz parasını denkleştirmiş olduk. Hemen
yanımızdaki markete gittik. Yerli muz varmış. Ufak, tefek şeylerdi, başka yerden alalım diyip
çıktık.

Ora senin, bura benim derken, Çevrede dolaşmadığımız market kalmadı. İthal muz bula-
madık. Artık eskisi kadar ithal edilmiyormuş. Bir kaç kilo portakal alıp gittik.

Orada beklemediğimiz bir kalabalıkla karşılaştık.Murat'ın Okan dayısı Ebru yengesiyle
oradaydı. Üst komşuları sevim hanım da gelmişti.Tülay teyze bizi kapıda karşıladı.Düşün-
düğümüzden daha iyi bulduk onu. "Hepinizi teleşlandırdık çok şükür bir şeyim yokmuş.
Doktorlar yorgunluktandedi" diyerek, ayak üstü bizi hastalığı ile bilğilendirdikten sonra,
salona geçtik.

Murat'ın Okan dayısı Fransa'nın baş şehri Pariste yaşıyor işi icabı. Çok iyi bir mühen-
dis olduğunu hep duyarız.Onun Paris'te yaşadığını bilen üst komşu Sevim hanım'ın
aşırı ve gereksiz Avrupa özentisi yine depreşmişti.Sevim hanım Okan dayıya ikide bir
mösyö diye söze başladığında biz gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk. Okan dayı-
nın ise böyle şeylerden nefret ettiğini çok iyi biliyorduk.

"Ah!" dedi, "ah!" Sevim hanım. "eşim bir türlü vaz geçmiyor bu ilkel ülkeden.Paris'te
uzun zamandır çalışıyor.Bazı sosyal haklar elde etmesine rağmen oraya yerleşmeyi
kabul ettiremedik.İki kere gidip gördüm, vallahi hayran kaldım. Bavullar dolusu alış
veriş ettim.Her şeyleri harika. Hiç olmazsz biraz nefes aldım."

Okan daıyı: "aman hanım efendi aldığınız bir kaç nefes sizi nereye kadar idare edecek,
ülkemiz bol güneşi,havası, suyu, sıcak kanlı insanları ve dört mevsimin bir arada yaşandı-
ğı ender ülkelerden biridir. İster Antalya'da denize gir, ister Uludağ'da, Palandöken'de
kayak yap." Dedi. "Bol, bol da memleket havası solu." Sevim hanım beklemediği bu cevap
karşısındaşaşırmıştı. Okan dayının eşi Ebru yengeye dönerek: " mösyö böyle konuşuyor
ama çarşı pazar dolaşıyorum, üzerme göre bir kıyafet bulamadım." derken içine zor sığdığı
kıyafete beğeni ile bakıyordu. Sonra gözlerini Ebru yengenin kıyafetine dikerek "Allah aş-
kına şu harika şeyleri buralarda bulabilirmisiniz" diyordu ki, Ebru yenge: "ben kıyafetimin
kumaşını Mahmutpaşa'dan aldım.Eh elimden de ğgeliyor dikip giyindim. Okan beyle ben
çok ihtiyaç olmadıkça alışverişimizi ülkemizden yapar, kendi insanımızın emeğini ödülle-
ndirmek isteriz. Sağlam ucuz ama kaliteli mal alırız.Biliyoruz ki, ülkede kalan her kuruş,
milli ekonomimize katkıda bulunacaktır. Tarlada pamuk toplayan,fabrikada keten dokuyan,
konfeksiyon atölyelerinde dikip hazırlayan ve çarşı pazarda bizim beğenimize sunan
insanlar bizim halkımız. Ancak evlerine böyle ekmek götürecekler."

Murat'ın bana göstermek istediği şey, yeni aldığı atari kasetleriymiş. Murat'la ben
sessiz, sedasız köşede oturmuş, bu çok heyecanlı yeni oyunları oynarken bir yandan
da oradakilerin konuşmalarına tanık oluyorduk. Tülay teyze kahfe yapayım diyerek
mutfağa yönelirken Murat teleşle eğilip kulağıma "inşallah Sevim hanım bu sefer
çantasına davranıp bana neskafe yap Tülay'cığım demez"diyordu. Tülay teyze kah-
felerle döndüğünde Sevim hanımın "içerim, içerim" demesi bize rahat bie nefes al-
dırdı. Yoksa Okan dayı ne nutuklar atacaktı diye gülmeye başladık.

Annemin "çocuklar biraz da ders çalışsanız"diye sitemli konuşmasıyla korktuğumuz
başımıza geldi.Okan dayının hedefi haline biz gelmiştik.

"Okula gidiyormusunuz siz" dedi. "Evet" diyerek başımızı önümüze eğdik. "Kaç saat-
tir zaman öldürüyorsunuz? Bu kadar boş zamanı nereden buluyorsunuz? " Bizde boş
zamandan bol ne var der gibi baktık birbirimize.

Okan dayı çatılmış kaşlarının, asılmış suratının bizi ürküttüğünü anlamış olacak ki,
ses tonunu biraz alçaltarak "gelin bakalım oturun şöyle yanıma" diyip bizi iki yanına
alıp, kollarını da omuzlarımıza attı. Siz dedi "siz geleceğimizsiniz.Bu ülkenin geleceği
sizinle şekillenecek. Planlarınız, projeleriniz,hedefleriniz olmalı.Atatürk ne demişti,
muasır medeniyetler seviyesine erişeceğiz.Şimdi biz bu Avrupayı çoktan geçmiş ol-
malıydık. Batıya cebiri, kimyayı, gökbilimi, ruhbilimi öğreten bize tembellik yakışmaz.
Yada ettiğimiz tembellik yeter.

Atatürk gençliğe emanet etti bu ülkeyi.İstiklal savaşında yedi düvele karşı parasız,
silahsız,aç, susuz, yalın ayak mücadele eden, bizim için can veren atalarımıza, büyük
Atatürk'e boynumuzun borcu var arkadaşlar. Planlar yapın,hedefler koyun ki ufkunuz
açılsın. Araştırmacılık ruhunuz gelişsin.Sorgulayıcı ve çözümler üretici olun.Bilim,
ilim, teknikte geride kalırsak şu globalleşen Dünya'nın ancak ırgatları, köleleri oluruz.
Diğer ülkelerle alış veriş edelim ama onlarkotalar uygularken biz yabancı mallara hü-
cum etmeyelim." Daha konuşacağı çok şey vardı fakat babamın saatine baktığını
farkedip şimdilik bu kadar diyip sözü bitirdi.

Eve dönerken: "adam amma da nutuk attı " dedim. Babam: "işine gelmemiş olabilir,
ama hepsi gerçekti. İnşallah bir ders çıkarırsında daha planlı, programlı olursun" dedi.
Ben, "ya sizin ithal muz bulalım diye market, market, dolaştığınızı söylesem ne olacaktı"
dedim, gülüştük.